Tarihçe

Fatih’te Coğrafi Yapı

YÜZÖLÇÜMÜ  : 15,6 km² 

COĞRAFYA

İstanbul’un en eski ilçelerinden olan Fatih’in sınırlarını tarihi surlar ile Haliç ve Marmara Denizi belirler. Haliç Ayvansaray’dan Yedikule’ye kadar uzanan surların bir bölümü tamir görmüştür ve Fatih’i Eyüp ve Zeytinburnu ilçelerinden ayırır. Haliç ve Marmara kıyılarındaki deniz surları büyük ölçüde tahrip olduğu için günümüze kadar ulaşamamıştır.

Fatih bölümünün kuzeyinde Haliç, Güneyinde Marmara, Doğusunda Eminönü kısmı ve Batısında Eyüp ve Zeytinburnu İlçeleri bulunur. İlçenin alanı 15,62 km2.dir. Denizden yüksekliği 60 m.dir. Tarım arazisi yoktur. Tarihi Yarımada 7 tepe üzerine kurulmuştur. Şiirlere konu olan İstanbul’un yedi tepesi, Fatih sınırları içinde kalır. 

  1. Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin bulunduğu tepe. 
  2. Çemberlitaş ve Nuriosmaniye Camiinin bulunduğu tepe. 
  3. Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymaniye’nin bulunduğu tepe. 
  4. Fatih Camiinin bulunduğu tepe. 
  5. Yavuz Selim Camiinin bulunduğu tepe. 
  6. Edirnekapı semtinde, Mihrimah Sultan Camiinin bulunduğu tepe. 
  7. Kocamustafapaşa Tepesi / Cerrahpaşa Tepesi: Topkapı, Aksaray, Yedikule ve Cerrahpaşa’yı kapsayan bölgenin bulunduğu tepe. 

İstanbul’un en eski İlçelerinden olan Fatih kuzey ve batıdan tarihi surlarla çevrilidir.Haliç Ayvansaray’ dan Yedikule’ye kadar uzanan bir bölümü tamir gören bu surlar Fatih İlçesini Eyüp ve Zeytinburnu İlçelerinden ayırır. Haliç ve Marmara kıyılarındaki deniz surları büyük ölçüde tahrip olduğu, zarar gördüğü için günümüze kadar ulaşmamıştır.

Tarihi Yarımada Fatih, Roma İmparatorluğu’nun en önemli merkezlerinden biri olma özelliğine sahip bir yer olmasının yanında 1058 yıl Bizans’a, 469 yıl Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Bu özelliği dolayısıyla Tarihi Yarımada’da bu üç önemli medeniyete ait çok önemli eserleri bir arada görmek mümkündür.

Tarihi Eserler

Şehrin en eski yerleşim alanlarına sahip Fatih ilçesi, tarih­sel yapılar açısından oldukça zengindir. Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde cazibesinden hiçbir şey kaybetmemiştir ve sınırları içinde çok önemli tarihi ve turistik eserler barındırır. Sadece Türkiye’de değil dünyada da eşine az rastlanan bu eserlerden bazıları şunlardır:

  • Aksaray Valide Sultan Camii
  • Anemas Zindanları ve Kuleleri
  • Aya İrini Kilisesi
  • Ayasofya
  • Ayıos Yeosyios – Hagios Georgios Patrikhane Aya Yorgi Kilisesi
  • Beyazıt Camii
  • Beyazıt Meydanı
  • Bonus Aspar Sarnıcı
  • Bulgar (Stafi Stefanos) Kilisesi
  • Bulgur Palas
  • Burmalı Sütun
  • Çemberlitaş
  • Dar’ül Muallimat (Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi)
  • Dikilitaş
  • Fatih Camii
  • Fener Rum Erkek Lisesi
  • Gülhane Parkı
  • Hırka-i Şerif Camii
  • Hora-Khora Manastırı
  • İstanbul Üniversitesi
  • Kapalıçarşı
  • Kariye Camii
  • Kıztaşı (Markinos) Sütunu
  • Küçük Ayasofya Camii
  • Laleli Camii
  • Melandisia (Mevlana) Kapı
  • Mısır Çarşısı
  • Mihrimah Sultan Camii
  • Nuruosmaniye Camii
  • Örmeli Sütun
  • Pertevniyal Valide Sultan Sebili
  • Sultanahmet Camii
  • Sultanahmet Meydanı
  • Süleymaniye Camii
  • Şehzade Camii
  • Tekfur Konstantinnos Porfirogennatos Sarayı
  • Topkapı Sarayı
  • Valens Kemeri
  • Yavuz Sultan Selim Camii
  • Yedikule Hisar ve Zindanları
  • Yeni Camii
  • Yerebatan Sarayı
  • Zeyrek (Pantokrator Kilisesi) Camii
  • Zeyrek (Pantokrator Fildami) Kapalı Sarnıcı

Yedi Tepe İstanbul

İstanbul denince akla ilk gelen “Yedi Tepe”dir. Şarkıların sözlerine, şairlerin dizelerine ilham olan yedi tepenin tamamı Fatih’tedir.

Bu kadim şehri ve yedi tepeyi en güzel anlatan şiirlerden birini üstat Necip Fazıl Kısakürek Canım İstanbul şiirinde kaleme almıştır.

Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz, ne çare?
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ‘Katibim’i…

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayı’ndan.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu